Camilerin daimi cemaati Güvercinler

Günümüzde güvercinlerle yoğun olarak meydanlarda ve cami avlularında karşılaşıyoruz. Peki, bu adresi onlara kim veriyor? Nasıl oluyor da bu kadar güvercin camilerin etraflarında konumlanıyor? Nihayet Dergi’den Leyla Şerifoğlu güvercinler ve insanlar arasında asırlardır süren bağı okurları için yazdı.

 

Yabancısı oldukları bir yere bıraksanız da eninde sonunda, dönüp dolaşıp yuvalarına dönerler. Bu yüzden güvercinleri, dönüp dolaşıp her seferinde Allah’a dönen kullara benzetiyorum: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun; Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.”

Güvercinlerle insanların bir aradalığı çok eski tarihlere dayanır. Kutsal metinlerde ilk Tevrat’ta karşılaşırız güvercinle. Nuh Aleyhisselam bütün canlılardan birer çift almış olduğu gemisiyle denizlerde yol alırken, tufanın bitip bitmediğini, suların çekilip çekilmediğini anlamak üzere bir güvercin uçurur. Güvercin ağzında bir zeytin dalıyla geri dönünce suların çekildiği anlaşılır. Bu haber üzerine gemi Ararat Dağı’na oturur. Güvercinin getirdiği haberle başlar hayat yeniden. Tevrat’a kaynaklık eden efsanelerin Sümer ve Babil kökenli olduğu düşünüldüğünde, güvercinin daha önceden evcilleştirilerek kutsal kabul edilmeye başlandığını düşünebiliriz.

Bu hikâyeden ilhamla güvercin barış simgesi oluvermiştir. Barış, Allah ile kulları arasındadır. Allah, insanoğlunu affetmiş, dünyayı eski düzenine döndürmüştür. Güvercin de yüzyıllardır elçisi olduğu barışı sembolize eder. Güvercinin kutsiyeti sadece Nuh kıssasından gelmiyor. Güvercin biz Müslümanlar için ayrı bir yere sahiptir. Zira Hicret esnasında mağaranın girişine yuva yaparak Peygamber Efendimiz’i Kureyşlilerden korumuştur, ağını ören örümcekle birlikte.

Yaşadığımız coğrafyada güvercine atfedilen değer, Orta Asya günlerimizden beri güvercinle yakın ilişkimizi ortaya koyan yazılı kaynaklardan anlaşılabilir. Göktürk Yazıtları’nda güvercin kelimesi geçmez, ancak Orta Asya Türk topluluklarından Uygurlara ait en eski yazılı metinlerde güvercin anlamına gelen ‘kökürçkün’ ve ‘köğürçün’ gibi kelimelerin kullanıldığını görürüz. Birbirinden uzak değişik Türk topluluklarının lehçelerinde bile bu kelimelerin ortak bir sözcük olarak var olması, güvercin kültürünün o dönemde yaygın olduğunu ortaya koyuyor.

Osmanlı gündelik hayatında da güvercinler önemlidir. Kuşlarla ilgilenen kişilere ‘kuşbaz’ adı verilir. Sarayın kuşbazları genellikle saray bahçelerinde bulunan ve ‘kuşluk’ adı verilen bölümde bakılan kuşlarla ve güvercinlerle de ilgileniyorlardı. Ama halk arasında güvercin yetiştirenlere pek iyi gözle bakılmıyordu. Aslında bu yargı oldukça eskilere ve hatta Orta Asya Türk topluluklarına kadar gitmektedir. Güvercin yetiştirenlerin başıboş kişiler oldukları düşüncesi ve günlerinin büyük bölümlerini kuşlarla geçirmeleri, evleriyle ve aileleriyle ilgilenmeyeceklerini düşündürür, hatta bu sebeple kuşçulara kız vermek uygun görülmezdi.

Eski bir atasözü, “Kuşbazı ve kumarbazı öldüren gazi olur” der. Bu söz bile toplumun kuşçulardan pek hoşnut olmadığını göstermektedir. Kuşçuların hoş karşılanmamalarının bir başka sebebi de eskiden evlerin avlulu ve birbirine bitişik olması dolayısıyla bir evin damına çıkan kişinin, komşu evin avlusunun içini görebilme ihtimalidir. Bu avlu kısmı Türk toplumunda evin mahrem yeridir. Çünkü evin kadınları burada dolaşır ve günlük işlerini avluda yaparlar. Kuşçular kuş uçurmak ya da yakalamak amacı ile hep damlarda gezdiklerinden komşuların mahrem hayatını, avluda gezinen kadınları gözetlemekle itham edilirlerdi. İşte bu sebeple kuşçular güvenilmez kişiler olarak görülür ve kuşbazların mahkemede tanıklığı geçerli kabul edilmezdi. Bugün bile güvercin yetiştirenlere böyle bir anlayışla muamele edilmeye devam ediliyor.

Güvercin denilince muhtemelen ilk akla gelen posta güvercini olur. Gagalarındaki müthiş yaratılışla her nerede olurlarsa olsunlar yönlerini bulabilme kabiliyetine sahip bu hayvanlar, eğitilerek haber taşıma amacıyla kullanılmışlardır. Genellikle askerî ve siyasi mesajlar taşıyan güvercin, muhtemelen çok başlar almış, çok savaş başlatıp bitirmiştir. Bu enteresan hayvan ‘barış’ın ardından haberleşmenin de sembolü oluvermiştir. Güvercinlerin bu müthiş gagaları da bilim adamları tarafından çokça incelenmiş ve hatta teknolojiye de ilham olmuştur. İlaçların vücutta sadece hedeflenen noktaya ulaştırılması ya da uçaklarda ve uzay mekiklerinde bulunan manyetometrelerin boyutlarının küçültülebilmesi güvercin gagasından ilhamla gerçekleştirilen teknolojilerdir.

Günümüzde güvercinlerle yoğun olarak meydanlarda ve cami avlularında karşılaşıyoruz. Peki, bu adresi onlara kim veriyor? Nasıl oluyor da bu kadar güvercin camilerin etraflarında konumlanıyor? Bunun cevabını vermek çok kolay değil. Güvercinler insanları seviyor, insanlar da güvercinleri. Namaza gelen cemaat hayır işlemek için kuşları besliyor. Besin bulabilen kuşlar da diğer kuşlara haber veriyor ve cami avlusu sürü halinde bu zarif kuşlara yuva oluyor. Belki de cami avluları dingin ve huzurlu mekânlar oldukları için güvercinlerin fıtratına uyuyor. Aslında güvercinlerin yaşadıkları mekânları seçmeleri de insanoğlunun yaşam alanı seçmesine benziyor. Yırtıcı kuşlar fıtraten insandan uzak, doğayla iç içe yaşıyorlar. Güvercinler ise kendilerine atfedilen kutsiyetleriyle yaşam alanı olarak ibadethanelerin çevresini seçiyorlar.

Güvercinler camilerin daimi cemaati, ezanların beş vakit dinleyicileri. Nerede olurlarsa olsunlar camilere, yani ait oldukları mekâna geri dönüyorlar. Özgür olmalarına rağmen bağlılıklarında ısrarcılar. Güvercinlerden kulluk bilincine dair öğreneceğimiz çok şey var.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.